Sosyal Kaygıda Kaçınma Döngüsü
“Utangaç biri” tanımı, sosyal kaygıyı uzun süre fark edilmeden taşıyan kişilerin sıkça kullandığı bir açıklamadır. Utangaçlık ile sosyal kaygı bozukluğu arasındaki ayrım genellikle net değildir; belirleyici olan, kaçınma davranışının günlük yaşamı ne ölçüde kısıtladığıdır. Bu yazıda sosyal kaygıyı sürdürebilen kaçınma döngüsü ve bu döngünün terapötik çalışmada nasıl ele alındığı incelenmektedir.
Utangaçlık mı, Sosyal Kaygı mı?
Utangaçlık genellikle bir mizaç özelliği olarak değerlendirilir; yeni ortamlarda çekingen davranmak veya kalabalık önünde konuşmadan önce heyecanlanmak yaygın bir deneyimdir. Sosyal kaygı bozukluğunu bu tablodan ayıran, rahatsızlığın kaçınmaya yol açması ve bu kaçınmanın iş, eğitim veya ilişkiler üzerinde belirgin bir bedel oluşturmasıdır (American Psychiatric Association, 2022).
Utangaç bir kişi zorlansa da genellikle sosyal ortamlara girer; sosyal kaygı bozukluğunda ise bu ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılır, girilmesi gerektiğinde de belirgin bir sıkıntıyla karşılanır. Bu ayrım, klinik değerlendirmede sıkça kullanılan bir referans noktasıdır.
Kaçınma Döngüsü
Sosyal kaygıyı sürdürebilen temel mekanizmalardan biri kaçınmadır. Bir toplantıda söz almaktan kaçınan kişi, o anki kaygıdan kısa vadede uzaklaşabilir; bu rahatlama, kaçınma davranışının tekrarlanma olasılığını artırabilir. Ancak durum hiç deneyimlenmediği için “aslında olumlu geçebilirdi” bilgisi de edinilemez.
Zamanla kaçınılan durumların kapsamı genişleyebilir: büyük gruplarla başlayan kaçınma, küçük gruplara ve tekil etkileşimlere kadar yayılabilir. Klinik gözlemler, her kaçınma deneyiminin bir sonrakini destekleyebileceğini göstermektedir; çünkü “kaçınıldı ve olumsuz bir şey yaşanmadı” biçimindeki değerlendirme, kaçınmanın koruyucu olduğu yönünde bir öğrenmeye zemin hazırlayabilir.
Görünmez Kaçınmalar
Sosyal kaygıda kaçınma her zaman ortamdan tamamen uzak durma biçiminde görülmeyebilir. Kişi bir ortama girip orada da bir dizi “güvenlik davranışı” sergileyebilir: göz temasından kaçınmak, cümleleri önceden hazırlamak, elleri sürekli meşgul tutmak, etkileşimi mümkün olduğunca kısa tutmak gibi. Bu davranışlar dışarıdan fark edilmese de kaçınmayla benzer bir işlev görebilir.
Bu görünmez kaçınmalar, kişinin ortamda bulunduğu hâlde deneyimden kısmen kopuk hissetmesine yol açabilir. Bir etkileşimi güvenlik davranışlarıyla tamamlayan kişi, durumun aslında düşünüldüğü kadar riskli olmadığına dair bir deneyim edinemeyebilir; çünkü zihinde “iyi ki bu şekilde davrandım” değerlendirmesi oluşur ve doğrudan deneyim ikinci plana düşer.
Zihinde Kendini İzleme
Sosyal ortamlarda dikkat, genellikle dışa değil kişinin kendi iç deneyimine yönelir. Karşıdaki kişiyi gözlemlemek yerine kendi ses tonu, mimikleri veya bedensel belirtileri izlenebilir. Bu içe dönük dikkat biçimi, olumsuz bir öz-değerlendirmeyi güçlendirebilir; çünkü bedensel belirtilere odaklanmak bu belirtilerin öznel olarak daha belirgin algılanmasına yol açabilir (Clark ve Wells, 1995).
Bu izleme süreci görüşme sonrasında da sürebilir: kişi etkileşimi zihinsel olarak tekrar gözden geçirebilir, söylenenleri eleştirel bir çerçeveden yeniden değerlendirebilir. Bu “olay sonrası işleme” süreci, nesnel olarak sorunsuz geçmiş bir etkileşimin bile geriye dönük olarak olumsuz biçimde hatırlanmasına katkıda bulunabilir.
Terapötik Çalışmada Ele Alınan Noktalar
Bilişsel davranışçı terapi çerçevesinde çalışmanın merkezinde davranışsal unsurlar yer almaktadır: dikkatin dışa yönlendirilmesine yönelik alıştırmalar, güvenlik davranışlarının azaltılması ve gerçek yaşam ortamlarında yürütülen davranış deneyleri temel bileşenler arasında sayılabilir. Süreç genellikle görece daha az zorlayıcı durumlarla başlayıp kademeli olarak ilerler.
Video geri bildirim gibi yöntemler, kişinin kendine dair algısının nesnel gözlemle karşılaştırılmasına olanak tanıyabilir; bu karşılaştırmada kişinin kendini olduğundan daha gergin algıladığı sıklıkla rapor edilmektedir. Güncel meta-analitik bulgular, sosyal kaygı bozukluğunda bilişsel davranışçı terapinin belirti şiddetinde azalmayla ilişkili olduğunu ve bu kazanımların takip dönemlerinde büyük ölçüde korunduğunu göstermektedir (Kindred ve ark., 2022). Uzaktan uygulanan formatların da yüz yüze uygulamaya kıyasla karşılaştırılabilir etkililik gösterdiğine dair bulgular mevcuttur (Winter ve ark., 2023).
Sosyal kaygının kariyer, eğitim veya ilişkiler üzerinde belirgin bir kısıtlayıcı etki oluşturduğu durumlarda, bir klinik psikologla değerlendirme yapılması, bu döngünün kişiye özgü işleyişinin netleştirilmesine katkı sağlayabilir.
Bu konuyu ayrıntılı ele aldığım rehber: Sosyal Kaygı Bozukluğu rehberi →
Kaynaklar
- American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787
- Clark, D. M., & Wells, A. (1995). A cognitive model of social phobia. In R. G. Heimberg, M. R. Liebowitz, D. A. Hope, & F. R. Schneier (Eds.), Social phobia: Diagnosis, assessment, and treatment (pp. 69–93). Guilford Press.
- Kindred, R., Bates, G. W., & McBride, N. L. (2022). Long-term outcomes of cognitive behavioural therapy for social anxiety disorder: A meta-analysis of randomised controlled trials. Journal of Anxiety Disorders, 92, 102640. doi.org/10.1016/j.janxdis.2022.102640
- Winter, H. R., Norton, A. R., Burley, J. L., & Wootton, B. M. (2023). Remote cognitive behaviour therapy for social anxiety disorder: A meta-analysis. Journal of Anxiety Disorders, 100, 102787. doi.org/10.1016/j.janxdis.2023.102787
İletişim
Bir soru sormak ister misiniz?
İletişime Geç